Rusya’ya yardım etmek
ve İstanbul’u işgal etmek için 1914 senesinin sonunda savaşı başlatan itilaf devletleri,
o zamana kadar dünyanın gördüğü en büyük ve en güçlü donanmayı kurdular. 12
zırhlı, 18 muhrip, 7 mayın tarama gemisinden meydana gelen bu filo sözde
yenilmez bir armada idi. Binlerce asker gücü karşısında yavaş yavaş eridi en
sonunda mağlup bir şekilde Çanakkale’den ayrıldı.
“Türkler insan
değildir, gazla öldürülebilir.” diyen azılı Türk düşmanı W.Churchill kaybettiği
Çanakkale savaşından sonra şöyle söylüyordu : “Tarihte 100 yılda bir deha
yetişir, o da bu yüz yıl Türklere denk geldi.” Mustafa Kemal Atatürk’ün müthiş
dehası ve taktiksel anlayışı ile kazanılan Çanakkale harbinde Türkü, Boşnağı, Lazı,
Kürdü, Çerkezi omuz omuza tek dişi kalmış canavar olan batıyla olanca gücüyle
savaşmış ve bu savaştan dostu düşmanı hayranlık bırakan kahramanlıklar yaparak
destanlar yazarak anlının akıyla kazanmış olarak çıkmıştır.
En eğitimli
insanlarımızın öldüğü ve daha sonraki yıllarda eksikliğini çok aradığımız halde
bir nesil darülfünun (üniversite) talebeleri toplu gençleri savaşa gitmiş, yine
İstanbul mevlevihanesinden dervişler gönüllü savaşa katılmıştır. Üç büyük
takımımızdan bazı oyuncular savaşa kendi isteği ile gitmiş, Galatasaray’dan 65
– Fenerbahçe’den 23 – Beşiktaş’tan 2 kişi şehit olmuştur.
Türk kadını Çanakkale
savaşında ilk defa keskin nişancı olarak görev yapmıştır. Piyade Er S.C Davies
annesine yazdığı mektupta bir kadın keskin nişancıdan şöyle söz eder:
“ Benim vurulduğum 18.Mayıs.1915 günü, keskin
nişancı bir türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş
etti ve çok sayıda askerimizi öldürdü. Akşama doğru bir Avusturyalı tarafından
öldürüldü, üzüldüm.”
Çanakkale savaşında Türk
askerinin mertliğini ve dürüstlüğünü bütün dünya öğrenmiştir. Düşmanına su,
yiyecek gönderip yaralılarını tedavi eden Türk askeri özellikle Anzaklar’la bir
yakınlaşma yaşamıştır. Nitekim Avusturalya ve Yeni Zelanda kıtaları kendilerine
dağıtılmak istenen gaz maskelerini almayı reddetmiştirler ve nedeni
sorulduğunda :
“ Türkler dürüst ve mert insanlardır, Onlar gaz kullanmazlar” diye
cevap vermişlerdir.
ÇANAKKALE VE UFOLAR
1915 Çanakkale savaşında kaybolan Norfolk
alayı ile ilgili çok ilginç bir iddia ortaya atıldı. Olayın görgü tanığı üç
Yeni Zellandalı askerin (İstihkam Er .F.Reichard, R.Nevnes, J.L.Newman)
savaştan elli yıl sonra konuştular. Hareket eden ve askerleri alıp götüren
koskocaman bir buluttan söz ettiler. Yoksa bu bulut bir uçan dairemiydi?
1918 senesinde
İstanbul’u işgal eden İngiliz’ler Türkiye’den Norfolk alayının akıbetini sormak
istediler. Türkler ise ne böyle bir alayla savaştıklarını ne de esir
alındıklarını söylediler. Oysa olay üç Yeni Zellandalı askerin elli yıl sonra
konuşmasıyla açıklığa kavuşsa da insanların kafası daha da karıştı.
Olay şöyle
gelişmişti:
“12.Ağustos. 1915”
Aşağıda geçenler bu
tarihte meydana gelmiş garip olayların bir dökümüdür. Bu olay savaşın en
şiddetli ve son aylarında, gün ışığında Anzak, Suvla Koyu 60. tepede meydana
geldi.
Gün ağarırken gök
berraktı. Görünürde altı veya sekiz tane, hepsi birbirinin eşi olan ekmek
somunu biçimindeki bulut, 60. tepenin üzerinde yayılmış duruyordu.
O sırada saatte altı
veya sekiz kilometrelik bir hızla güneyden esen meltem olmasına rağmen, bu
bulutların ne biçimleri ne de yerleri değişmiyordu. Meltemin etkisi ile kayıp
gitmediler. Bunlar bulunduğumuz yere göre 60 derecelik bir yükseklikte asılı
duruyorlardı ki bu da tepenin 150 metre üstünde olduklarını gösteriyordu.
Bulut kümesinin tam
altına gelen yerde, toprağın üstünde duran aynı biçimde bir bulut daha vardı.
Yaklaşık 250 metre uzunluğunda, 65 metre yüksekliğinde, 60 metre genişliğinde
idi. Bu bulut oldukça yoğundu, yapısı katı maddeymiş gibi duruyordu.
İngilizler’in bulunduğu savaş yerine 900 – 1100 metre uzaklıktaydı.
Bütün bunları Yeni
Zelanda kıtasının 1.Sahra Birliği’ne bağlı üçüncü bölükteki 22 asker gördü.
Aralarında bizde vardık. İçinde bulunduğumuz siperden güneybatı doğrultusunda
1350 metre ötede yere inmiş olan bulut duruyordu. Bulunduğumuz yer 60. tepeye
göre, 90 metre daha yukarıda olduğundan üstten görebiliyorduk. Bu bulut daha
sonra Kayacık Dere denilen kuru bir derenin yatağına doğru ilerlediğinde, onun
daha önce durduğu zemini bütünüyle görebildik. Bu bulut diğerlerin gibi açık
gri renkteydi.
Daha sonra 4. Norfolk
taburunun bu kuru dere yatağından geçerek, 60. tepeye doğru uygun adım yürüyüşe
geçtiğini fark ettik. Buluta vardıklarında hiç çekinmeden dosdoğru içine
girdiler. Ama içinden çıkıp 60. tepeye savaşa katılan hiç kimse olmadı…
Bir saat sonra
askerlerin sonuncusu da buluta girip görünmez olunca, bulut sanki yükünü almış
gibi, yukarıda duran diğerlerine ulaşıncaya kadar yavaş yavaş havalandı.
Bulutlara baktığımızda, aynı kabuğun içindeki bezelyeler gibi görünüyorlardı.
Bu ana kadar
yukarıdaki bulutlar yerlerinde duruyorlardı. Yerdeki bulut yükselip aynı hizaya
gelir gelmez, birden kuzeye doğru uzaklaşmaya başladılar. Trakya ( Bulgaristan
) istikametine doğru gittiler. Üç çeyrek saat içinde de gözden kayboldular.
“Anzak çıkarmasının
50. yılında geç de olsa aşağıda imzası olan bizler, anlattığımız bu olayın
kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz.”
Bu üç askerin yeminli
ve şahitli imzası ile olay böyle anlatılmıştır.
Çanakkale’depek çok ilginç olay olmasına rağmen bu olay
hala bir muammadır. Kimi araştırmacılara göre bu bulut bir ufo olup, aba gemi
ile bağlantı sağlamakta olduğu ve uçan daire ana gemisine askerleri taşıdığı
varsayılmaktadır. Eğer gerçekten bu bulut bir uçan daire (ufo) ise küçücük bir
araca bu kadar kişinin sığması imkansızdır. Uçan daire araştıranlar bilirler
ki, birde büyük ana gemilerden söz edilir. Bunlar yeryüzünde anlaşılmasın diye,
etraflarında manyetik bir alan yarattıkları, sonuçta yüksek oranda buluta
benzedikleri iddia edilir. Çanakkale’de olayı bu şekilde yorumlayanlarda var.
Fakat ortada görgü tanıklarının anlattıklarından başka hiçbir kanıt yok. Bu
olayda tam bir bilinmeyen …