Atatürk`ün izinde bir müzik adamı; Şeref İzgü  | Yelpaze İstanbul
Ana Sayfa
Ana Sayfa >>Atatürk`ün izinde bir müzik adamı; Şeref İzgü 20.12.2017 14:21

Atatürk`ün izinde bir müzik adamı; Şeref İzgü

Atatürk; bizim için yer yüzünde her şeyiyle mükemmel bulduğumuz, gözlerinin denizinde;


Atatürk; bizim için yer yüzünde her şeyiyle mükemmel bulduğumuz, gözlerinin denizinde; vatanseverleri ve onun ilkeleriyle yürüyenleri yüceltip vatan hainlerini boğduğu masmavi derinlikleri, ülkemizin rüzgarlarında dalgalanan saçları, hep ileri bakan bakışları, her gün okullarımızın sırasına oturduğumuzda bizden ülkesini seven bireyler olmamızı bekleyen gözleri...
Ben onun kadar yakışıklı, onun kadar güzel bakan bir adam daha görmedim. Onun ilkeleriyle ilerlemenin ve vatanımıza sahip çıkmamızın ne denli önemli olduğunu biliyorum. Bunlar bana çocuk yaşta ailem ve değerli okullarım sayesinde öğretildi. Yüreğimi yırtarcasına okurdum ona yazılan şiirleri; Arif Nihat Asya`dan, hele hele Nazım` dan;
Dağlarda tek tek ışıklar yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, 
öyle ferahtılar ki 
şayak kalpaklı adam 
nasıl ve ne zaman
 geleceğini bilmeden 
güzel, rahat günlere inanıyordu
 ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki 
mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında
 O`nu gördü 
Paşalar onun arkasındaydılar
 O, saati sordu. Paşalar: "Üç" dediler.
 Sarışın bir kurda benziyordu. 
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. 
Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi durdu. 
Bıraksalar 
 İnce uzun bacakları üstünde yaylanarak 
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
 Kocatepe`den Afyon ovasına atlayacaktı.
Nazım HİKMET

Büyük şair Nazım ve de Atam hayatımda en önemli yapı taşım benim. Çünkü onlar benim için hem kahraman hem idol hem ...her şey. Bir gün yine elimle kolumla bu şiirlerden okurken o yaşlarda taa içimde hissedip hüngür hüngür ağlamıştım. Bize Atatürk sevgisini damarlarımızdan enjekte etti okullarımız, ailelerimiz ve idealist öğretmenlerimiz... İşte bu okullardan Küçükyalı 50.Yıl Lisesi `nden aynı Atatürk aşkıyla yetiştiğimiz arkadaşım bestekar, şair, Tiyatrocu, müzisyen; ŞEREF İZGÜ... o da bir koltukta birkaç karpuz taşıyanlardan. Sağlam zemine iyi bir bina kurmuş ve iyi bir eğitimin üzerine birçok donanım eklemiştir. Aynı zamanda çok iyi bir öğretmendir ve bestelediği marşları öğrencilerinin nasıl icra ettiğini dinlemiş, hayran olmuştum. O` nun da Atatürk gibi bakan engin denizler gibi gözleri, ülkesine aşık bir kalbi var. Bana Atatürk`ü anımsatması o yüzden. Kendisi ile Yerleştiği İzmir`den bir proje için İstanbul`a geldiğinde görüşüp sorularımızı yönelttik. O’da sağ olsun bizi kırmayıp içtenlikle cevap verdi…
 Biz sizi bestelerinizle, Atatürkçü kişiliğinizle ve Tiyatro alanındaki çalışmalarınızla tanıyoruz ama sizin ağzınızdan da sizi dinleyebilir miyiz? Şeref İzgü kimdir?
 Atatürk, sadece milletimize değil dünyaya armağan olarak gönderilmiş büyük bir deha, büyük bir lider ve gerçek bir yurtseverdir. Ben de O’nun gösterdiği yolda yürüyen bir öğretmen, oyuncu, yönetmen, yazar, besteci, müzisyen kısaca en yalın haliyle bir eğitimci ve sanatçıyım diyebilirim.

Şeref Bey sizinle aynı lisede okuduk, hatırladığım aynı hocayı resim hocamızı çok sevmemizdir. Benim hayatımda rolü büyüktür ama sizin de yanınızda yer almış o zamanlar. İki aşkınızdan biri olan Tiyatro’ya aşkınız o yaşlarda başlamış. Bakıyorum Tiyatro çalışmaları hala sürüyor, biraz bahseder misiniz?

Hayatı bana, beni de hayata kazandıran Özgül öğretmenim benim nikah şahidimdi. Çok çalışarak ülkeme (özellikle de çocuklarımıza) ve yaşama hizmet ederek kendisine ve elbette emeği geçen tüm öğretmenlerime ve büyüklerime layık olmaya çalışıyorum. Özgül öğretmenimin sanatçılık ve eğitimcilik felsefesini, dünya görüşünü, insanlığa karşı inanışını yaşatmaya ve artırmaya gayret ediyorum.
Çocuklar ve yetişkinler bir arada tiyatro yapsınlar diye AYNA adlı oyun kitabımı yayınladım. Çocuklar yararına tek kişilik BİRGÜN adlı oyunumu oynadım. Yayınlanmayı bekleyen yazılarım ve bir sürü projem var.

Sizin hayat hikayenizi okuduğumda beni en çok etkileyen eğitiminize Müzik alanında başlıyor ve Yüksek Lisansınızı onca bestelerinizin yanında; çok duyarlı bir davranışla “İşitme Engelli Çocukların İlköğretim Programlarında Müzik” konulu tezinizin bulunması. Neden işitme engelli çocuklar, bu projeden söz eder misiniz bizlere, tedavi edici yönü var mı?

 Ses eğitimi üzerine uzmanlaşmaya çalıştığım 1990 yılında yüksek lisans tez çalışmamı gelişi güzel, şişirmece yapmak istemedim. Değerli hocam Prof.Dr.Suna Çevik danışmanlığında özel eğitim alanında çalışmalar yaptım. İşitme engeline sahip çocuklarımızın müfredat programları işitebilen çocuklarımızla aynıydı. Böyle olmamasını ve nasıl olması gerektiğini ortaya koydum. Çalışmalarımın tedavi edici özelliği fazlasıyla var. Bu alanda çalıştığım özel bir eğitim kurumunda çok verimli sonuçlar aldım. İleride “İşitme Engelli Çocuklar Sanat Merkezi” açmayı ve çocuklarımıza yararlı olabilmeyi çok arzuluyorum.

L.W.Beethoven duymuyordu ama besteleri var bu beni çok etkiliyor. Duyduğu sesler ruhunun sesleri midir? Tezinizi oluştururken kaynaklarınız içinde böyle kişiler var mıydı?

Elbette ruh çok önemli. Beethoven yazmış olduğu son eserlerini çok büyük zorluk ve işitme kaybı ve acılar içinde yazdı. İşitme ve buna bağlı olarak konuşma sorunu yaşayan ve adını “Fuda” olarak söyleyebilen öğrencime tezime dayalı müziksel çalışmalarla “Funda” dedirttiğim an dünyanın en mutlu insanıymış gibi hissettim kendimi. Bu ve benzeri sayısız olumlu değişim örneği verebilirim.

 Size sorularımı hazırlarken şunu düşündüm. Yıllarca İstanbul’da doğmuş, büyümüş, yaşamış biri neden İzmir’e yerleşir. Aslında bir çok sanatçı İstanbul’dan uzaklaşmış durumda, sizi İzmir’e götüren rüzgar neydi?

 İstanbulum, gözümün önünde eriyordu ve çok üzülüyordum. Sanırım şu anki durumunu görüyordum. 2005 yılında İzmir’e geldiğimde İstanbul’a göre daha küçük bir şehirde birçok şey yapabilmeyi düşünüyordum. Ne yazık ki düşündüğüm gibi olmadı. İzmir son derece keyfine düşkün ve huzurlu bir yer ve ben bu şehri sanatsal anlamda huzursuz etmeyi başaramadım.

Albümünüz “Hüzün Entarisi.” İlginç bir isim yaratılış sürecinden ve şuan ki durumundan söz eder misiniz?
Şair ve eğitimci Şahan Çoker ile birlikte Yerel bir İzmir TV Kanalında 20 programlık şiir-müzik programı gerçekleştirdim. Şiirlerine arabesk fon müzikleri eşliği ekleyen Şahan Çoker’in şiirlerine kendi tarzımda mevcut şiirlerin ruhuna uygun besteler yaptım. Tüm bu çalışmalar sonucunda Cezmi Ersöz’ün müzik albümlü şiir kitabından sonra Türkiye’de ikinci olarak HÜZÜN ENTARİSİ adlı ürün ortaya çıktı. Albümdeki şarkıların ve fon müziklerinin tamamı bana ait. “Hüzün Entarisi” mevcut şiirlerden birinin adıydı ve albümün adı oldu.

Biraz da okul yıllarından söz edelim. Sanatla ilgili insanlarda biraz daha sıra dışı biraz daha çılgın olması beklenir. Lise yıllarında ben içten içten biraz deli olduğumu hatırlıyorum, siz de öyle miydiniz? Sizi müziğe ve tiyatroya yaklaştıran unsurlar nelerdi?

İlkokulda korodaydım. Ortaokul’ da basketbol takımındaydım. Lise’de tiyatro çalışmalarında yer aldım. Ben her yerde şarkı söyler, komiklikler yapar ve her daim çok konuşurdum çocukluk ve gençlik yıllarımda. Liseden mezun olduktan sonra Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Deneme Sahnesi tiyatro çalışmalarına katıldım. Bu sıra da Özgül öğretmenim ortaokuldaki çocuklarla buluşmamı sağladı ve çocuklarla tiyatro eğitimi çalışmalarına başladım. O sırada arkadaşım Levent Tülek‘de lise tiyatrosunda “Ne Oldum Delisi” adlı oyunu çalıştırıyordu. Oyunda kullanılan kemanı alıp melodiler çalmaya başlayınca, Özgül öğretmenim beni Marmara Üniversitesi Müzik Bölümü’ne yönlendirdi. Ve o günden bugüne zor ve hala devam eden bir yolculuk başladı.

 Şeref Bey siz o güzel besteler ve marşların yanı sıra öğrencilerinize eğitim de veriyorsunuz, sizi öğrencilerinize sorsak ne anlatırlar, kendilerine yakın mı mesafeli bir duruşunuz mu var?

 Ben bu soruyu öğrencilerime sordum. Onlar beni ben de onları yani birbirimizi çok seviyoruz. Ben her gün onlarca çocuğumun başını okşar, onlarla ders içi-dışı muhakkak konuşurum. Okulda “sevgiyle” dokunmadığım çocuk yoktur. Bunlarla birlikte genel ortalamayla öğrencilerim benim adaletli olduğumu söylerler.

Sizce Türkiye’de müzik ne durumda, istenilen yere geldi mi sizce, neler yapılmalı daha iyiye ulaşabilmek adına?

 Tarihin her döneminde toplumsal yaşam ile sanat hep paralel gitmiştir ve toplumu bir adım öne taşıyan unsur her seferinde sanat olmuştur. Ülkemizde gelinen son noktada sanata verilmeyen değer ve toplumumuzun durumu ortada. Ne kadar çok sanat o kadar iyi bir toplum.

Tiyatro mu Müzik mi desem hangisi daha ağır basar?

 Ne tiyatro, ne müzik. Ben de her ikisi de baskın bir şekilde var. Beste yapmayı, şarkı söylemeyi, piyano-gitar çalmayı çok seviyorum. Böyle de olsa sahnenin büyüsü, heyecanı bambaşka.
Tiyatro ile Müziğin birlikteliğinden doğan “Müzikaller” hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz. Özgün eserler verilebiliyor mu sizce. Türkiye’de böyle bir yaratıcılık mevcut mu sizce.
 Kafamda müthiş müzikaller var. Bütün bunlar için şu anki süreçte zemin yok maalesef.
Sizinle sohbet ederken sormadan edemeyeceğim bir konu var. Okuyucularımızın da bunu merak ettiğinden eminim. Çocukların sevgilisi, onların yaratıcı dünyasındaki Muzaffer Dedeleri; Muzaffer İzgü ile akraba mısınız diye soruyorlar, sizin açıklamanız beni çok etkiledi; geçtiğimiz günlerde kaybettik kendisini bildiğiniz gibi…Kendisi hakkında söylemek istediklerinizi duymak isteriz buradan.
Bu soru bana da hep sorulur ve ben hep seferinde sanatsal ve düşünsel bağımız dışında bir akrabalığımız yok, derim. Ben Muzaffer İzgü’ye hep Muzaffer abi diye hitap ettim. AYNA’yı kendisine verdiğimden üç gün sonra beni telefonla aradı ve genç bir yazar olarak beni yüreklendirici sözler söyledi. Ne yazık ki; onu kaybettiğimiz günlerde ondan daha çok otel odasında öldürülen ünlü konuşuluyordu bolca. Muzaffer abi önce çok iyi bir insan ve gerçek bir yurtsever ve müthiş yaratıcı bir akıl ve büyük bir yürek ve sevgiydi.

Şeref İzgü gece başını yastığa koyduğunda neler düşünür? Günü planlar mısınız? 
Neler düşünmez ki? Benim yatmalarım ve kalktıktan sonra güne başlamalarım çok zor oluyor. Yatağa uzandıktan sonra en az bir saat debelenip dururum. Uyuyamadığım zaman kalkar sabahlarım. Kalkmam da en az yatmam gibi olur. Kalktıktan yarım saat yada bir saat sonra günün başladığının farkına varırım. Günlük, haftalık, aylık ve hatta yıllık planlamalar yaparak hayata nasıl katmadeğer oluşturabilirim, diye kafa yorarım. Ve bu böyle sürüp gider.

Yeni projeleriniz; yapmak istedikleriniz nelerdir?

 Kendimle kavga etmeyi bırakmaya çalışsam da bu çoğu zaman mümkün olmuyor. Zihinsel yorgunluğum bedenimi de çok etkiliyor.
Az öncede belirttiğim gibi yayınlanmayı bekleyen yazılarım var. Kitap dünyası (bazı örnekler hariç) popüler kültürün içinde kalıyor ve siz bu durumda isteseniz de çok fazla bir şey yapamıyorsunuz. Böyle de olsa, bestelediğim çocuk şarkıları var. Türkiye, Atatürk, cumhuriyet, Çanakkale, dostluk, sevgi, okul sevgisi vb. konularda yepyeni şarkılar yazdım. Kitap konusunda olduğu gibi bu konuda da kar getirmediği için yapımcılar cd.-albüm basmaya yanaşmıyor. Çocuklarımızın dillerinde ve yüreklerinde ulusal duygularımızı yaşatabilmek adına bütçesi çok fazla olmayan bu proje için sponsorlara derginiz aracılığı ile buradan da çağrı yapmış olayım. (Not: Bu proje için hiçbir şekilde telif hakkı vb. bir isteğim ve beklentim, maddi talebim bulunmamaktadır.)
30 yılı aşkın bir süredir arkadaşım olan Kemal Aydın’la birlikte “POZİTİF SOUND” adında bir müzik grubu kurduk. Yerli ve yabancı şarkılardan oluşan geniş bir repertuar ile doğru, güzel ve nitelikli müzik çalışmaları yaparak müzisyenlik ruhumuzu sahne üzerinde de yaşatmaya ve bu haliyle yaşamın olumsuzluklarından uzak durmaya çalışıyoruz. POZİTİF SOUND, dinlendirici bir çalışma olmakla birlikte yaşamda diri kalmamı da sağlıyor.

Bu röportajı yaparken tüm sanatçılarımızla, Yelpaze İstanbul Dergisi adına bir rutinimiz var. Ben bir sözcük soracağım siz de düşünmeden karşılığını size düşündürdüğünü söyleyeceksiniz, hazır mısınız?
VATAN: Kalbimiz.
ATATÜRK: Büyük önder, aydınlık, umut, sonsuzluk.
AŞK: Bir demet çiçek.
ÜLKE: Ayırımsız, hepbirlikte, el ele yaşadığımız büyük bir aile.
KADIN: Güzellik ve eşsiz bir ruh.
MÜZİK: Susmaların ve seslenişlerin en mükemmel ifade yolu.
TİYATRO: Gerçek bir ikinci hayat.
ÇOCUK: Hayatın en güzel anlamı.
OKUL: Cıvıl cıvıl çocuklar.
HAYAT: Gelip geçtiğimiz misafirhane.
İZMİR: Huzurlu bir liman.

Bu güzel söyleşi için başta sana ve tüm Yelpaze İstanbul Dergisi ekibine çok teşekkür eder yayın hayatınızda başarılar dilerim; sağlık ve sevgiyle…

Yorum Ekleyin
Üye Yorum
Gönder
http://www.yelpazeistanbul.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz.
haberyazilimi.com - Copyright