Yıllardır yaz aylarında Türkiye’deki işletmelerin gürültüsü, kalitesizliği ve doğa katliamından kaçıyoruz. Bizim için artık Bodrum gibi küçük İstanbul haline gelmiş yerlerin tadı kalmadı. Tatilde aradığımız bozulmamış doğa ve gürültüden, kalabalık ve kabalıktan, çirkin her türlü yapılaşmadan uzaklaşmak. Datça’nın da yakın tarihte bu hale gelebileceği korkusuyla, bozulmadan burada vakit geçirmek istedik.
Datça Yarımadası’nda sanki Türkiye’de gibi değildik. Muhteşem korunabilmiş doğa, yeşillik, halkın sakinliği, kibarlığı ve çocuklu ailelere karşı anlayış göstermesi çok medeni bir ortamda olduğumuzu hissettirdi. Yine de sandıklarda oy oranlarının değişmesini sağlamak için dışarıdan bazı tip nüfusun bölgeye yerleştirildiği de gözden kaçmıyor. Yazlık site kâbusu yok. Sıra sıra işletme, otel ve tatil köylerinin işledikleri doğa katliamları henüz yok.


Datça merkezi öyle pek güzel olmasa da düzenli, insanı daraltmıyor. Eski Datça restore edilmeye başlanmış taş binalarıyla Alaçatı’nın henüz dejenere ve ticari olmamış hali (bu yazıyı 2018 yazında kaleme aldığımı şuraya da bir not edelim. Bakalım buraların da bozulması kaç yıl sürecek).
Ege Denizi’ne bakan Ovabükü, Palamutbükü taşlı plajlar olsa da denizi, doğası harika. En güzel tarafı da sessiz olmaları. Tamamen doğayla baş başa hissedebiliyorsunuz kendinizi. Akdeniz tarafındaki Karaincir ise kumlu plajıyla ve sığ sularıyla Çeşme Ilıca’yı andırıyor ve küçük çocuklu aileler için ideal.
Knidos Antik Kenti de 3000 yıllık bir geçmişe sahip önemli bir yer. Ancak restorasyon çalışmaları çok yavaş ilerliyor olmalı. Ne yazık ki harabeler aynen adı gibi. Birer harabe olarak kendi hallerine bırakılmış. Zamanında büyük, önemli ve zengin olan bu kentin Atina’da bile hazine bürosu varmış. Persler bu bölgeyi işgal ettiğinde kenti suni bir kanal kazarak korumayı denemişler ancak başarılı olamamışlar. İlk Hristiyanlar da ne yazık ki büyük tahribata neden olmuşlar bu antik kentte.
Hızlı bota binilse 20 dakikada ulaşılan Yunan adası Symi’ye (bizdeki adıyla Sömbeki) geçmek, herkesin bahsedeceği kadar kolay olmayabilir. Birkaç gün hatta haftalar öncesinden rezervasyon gerekebilir. Hatta hangi kaptanların gemilerini akıllarına eserse hangi gün götürecekleri de belli olmayabiliyor. 8 kişi kabul edilen gemiler 1 buçuk saatte adaya varıyorlar. Datça Limanı’nda Emek Restoran’ın yanındaki gemi seferleri ofisi bizim ada yolculuğumuz için çözüm bulabilen tek yer oldu. İlk iş oraya gitmeli.


Symi ise Türkiye topraklarına yakın olmasına rağmen bambaşka bir dünya gibi. Evler İtalyan mimarisinde, rengarenk. Güzel bir gün, farklı görseller, renkler ve tatlar için çok hoş bir gezi.
Yenilenmek, doğayla bütünleşmek için, yolu zorlu olsa da Datça ve çevresi insana ilaç gibi geliyor. Umarım hiç değişmez.

Gezi yazılarımın tümüne blog sayfam www.travelogueress.com ’dan ulaşılabilir.
Sanatsal gezi fotoğrafçılığı sayfama ise www.yaseminkaraman.com ‘dan ulaşılabilir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir