Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. B. Emel Tütüncü

Hepimiz yapmamız gerekeni biliyoruz. Bin kez duyduk ki evden çıkmadan, insanlara yaklaşmadan, bol su tüketerek, zencefil, C vitamini, aman bol protein, derken… Yediğimiz yemek temiz olsun, hepsini taze pişirelim, dışarıdan alınmasın bol çeşit olsun, çocuk da sıkılmasın, terapi gibiymiş mutfak, çeşit çeşit ekmekler, börekler yapalım, aman kilo aldık gibi, hemen yoga, fitnes, online programlarla diyet, aplikasyonlarla meditasyon…

Günlük yaşantımız bir darbe aldı. Çocuk okula gitmiyor, anne-baba, şanslıysa evde, tüm gün ve tüm gece evde…Hayat evde geçiyor, geçmeli.

Anne evde işlenirken, bilgisayar açık, o günkü “meetingleri” toparlıyor, “deadline” ı gelmiş “projeleri” sunuma hazırlıyor, yapılmayan dünden kalmış ama güncel görünmesi gereken çalışmalarını “revize” ediyor. Ekmek fırında pişerken.

Açık olalım, bir cümledeki anne ile arkasından gelen ekmekle ilgili cümle ne zaman birlikteydi? Bu birliktelik aniden kuruldu ve anne/dişi/kadın formuna yeni yazılımlar yüklendi. Elbette evin içindeki çocuğun anneyi gördükçe ve yalnızlık duygusu arttıkça ilgilenilme isteği, hizmet alma ihtiyacı arttı. Salgının boyutunu, hastalığın ciddiyetini, dünyanın halini kavrayacak kadar büyük olanların kaygıları arttı. Daha küçük yaştakiler çok yemek yiyip huysuzluk nöbetleri yaşamaya, geç uyumaya başladı.

Annenin/babanın duygusal yükü, hastalanma, yakınlarını kaybetme, işsiz kalma endişeleri ile yükseldi. Sıkılan ve sosyal olarak bağlantıları azalan çocuğunu daha çok mutlu etmek istedi.

Odalar oyuncak dolu.

İnternetten sipariş edilen, el becerilerini geliştiren özel hamurlar, değişik tarz zeka ve dikkat oyunları, setleri, trambolinler, hatta kum havuzları, köpük makineleri…

Size bir anımsatma… Çocuğunuz ihtiyacı bunlar olmayabilir. Büyük olasılıkla da bunlar değil zaten. Aldığınız bu muhteşem oyun gereçlerinin en çok 1-2 saat ilgisini çektiğini gördünüz. Oda yığınla yeni oyuncak dolu, çocuk sizin peşinizde mutfakta, bilgisayar başında, siz neredeyseniz o orada.

Evde kaldığınız ve çocuğunuz uyanık olduğu sürece onu sürekli eğlendirmeye ve birşeyler öğretip hayata hazırlamaya çabalayacaksınız. Bu anlaşılır ve doğru bir davranış biçimi, elbette, ebeveyn olmak da bunu gerektirmez mi zaten? Eksik olan bir şey yok. Fazladan bir zorlama var. Sihirli cümle şu: Kalabalık yaratmayın, oyuncakları kaldırın.

Çocuğu oyalamak ve yaşadığımız endişeleri yaşamasını engellemek, sıkıntısını azaltmak, şart değil. Bırakın odasında biraz, kendisine karmaşık olmayan, düz oyunlar kursun, az malzemeyle şaheserler yaratabilirler onlar. Kağıttan bebek, yastıklardan ev, bir elma, bir armuttan manav, çalışma masasından okul ve sınıf yaratabilir, bunlarla gerçek yaşantılarına dair oyunlar oynayabilirler. Bu tür oyunları yaratmaları zeka ve algılarını internetten aldığınız süper oyuncaklardan daha çok geliştirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir