İstanbul her sokağı tarih kokan; camileri, tarihî mahalleleri, pazarları, yemekleri ve eşsiz kültürel yapısıyla hiç durmayan bir şehir. İstanbul’un gözbebeği ise İstanbul Boğazı! Bugün sizlere İstanbul Boğazı’nı anlatmak istedik!


Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul’dasınız. Romanlara, şiirlere, öykülere, şarkılara ve filmlere konu olmuş bir şehirde olduğunuzu biliyorsunuz. Nasıl olmasın ki? Kısa bir yürüyüşte bile farklı dönem ve medeniyetlere özgü onlarca eserle karşılaşabilirsiniz. Günümüze ulaşmış yüzlerce yıllık tariflerle yapılan yemekleri tadabilirsiniz. Belki de sokağın köşesindeki çeşmenin kitaplara konu olabilecek hikâyesini mahalleliden dinleyebilir, bir yalıya dalıp hayaller kurabilirsiniz. İstanbul’da yüzyıllar boyunca misafir ettiği her medeniyetten bir iz var. Onu özel kılan da bu. Onlarca kadim medeniyetten miras kalan her bir gündelik alışkanlık, bir diğer kültürle harmanlanarak bugüne kadar ulaşıyor. Yemekler, eğlenceler, ağıtlar, düğünler, oyunlar, hikâyeler… İstanbul’un her köşesi bambaşka bir tarihle dolu.

Dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olan İstanbul’da hayat hiçbir zaman durmuyor. 24 saatin yetmediği birkaç şehirden bahsedeceksek biri mutlaka İstanbul olur. Sanatın ve eğlencenin asla bitmediği, her köşesinde ayrı bir tarih yatan, birkaç günlük tatilin hiçbir zaman yetmeyeceği, benzersiz bir şehirdesiniz.

İstanbul’u anlatırken boğazdan bahsetmemek olmaz. İstanbul, Türkiye’nin kalbiyse, İstanbul’un kalbi de İstanbul Boğazı’dır. Yalıları, vapurları, eşsiz manzarası, denizi ve lezzetleriyle dünyanın en güzel yerlerinden birindesiniz. En sevdiğiniz romanın ezbere bildiğiniz bir cümlesini, en sevdiğiniz filmin tüylerinizi diken diken eden sahnesini, en sevdiğiniz şarkının sürekli mırıldandığınız melodisini düşünün. İstanbullular için de İstanbul Boğazı böyle bir değerde işte.


Bosphorus ne demek?

İstanbul Boğazı’nın diğer adı Bosphorus. Türkiye’ye yurt dışından geldiyseniz bu ismi sıklıkla duyacaksınız. Hazır yeri gelmişken Bosphorus’un etimolojisi ve mitolojisini de anlatalım.

Bosphorus, Yunanca inek anlamına gelen “Bous” ve yol, geçit anlamına gelen “Poros”un birleşimi. “İnek Geçidi” yani. Söylencenin farklı versiyonları olsa da en kabul gören hikâye şöyle;

Çapkınlığıyla bilinen titanların titanı Zeus, nehirler tanrısı İnahos’un kızı İo’ya gönlünü kaptırır. Ama Zeus evli, eşi Hera ise kıskançtır. Bir gün Zeus ve İo gizlice buluştuklarında Hera gelir. Tam yakalanacakları sırada Zeus kendini bir buluta, İo’yu ise bir ineğe çevirir. Ancak Hera aldanmaz. İneğin başına bir sinek musallat eder. Sinekten kurtulmak için var gücüyle koşturmaya başlayan İo, dağları denizleri aşar. Sonrasında, İstanbul Boğazı’nın derin sularına gelir. Bosphorus, yani “inek geçidi” adı buradan gelir.


Tarihe Tanıklık Etmek

İstanbul Boğazı’nda bulunan tarihî yalılar

Karadeniz’i Marmara Denizi’ne bağlayan İstanbul Boğazı, aynı zamanda Asya ve Avrupa’yı ayırır. Kuzeyde Anadolu Feneri’ni Rumeli Feneri’ne birleştiren hat ile güneyde Ahırkapı Feneri’ni İnciburnu Feneri’ne bağlayan hat arasında kalan İstanbul Boğazı, boyu 30 kilometre olan bir su yolu. Karadeniz’e kıyısı olan Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya ve Ukrayna için diğer denizlere açılmanın tek yoludur. Karadeniz bir evse İstanbul Boğazı o evin kapısıdır.Vapurlar İstanbul Boğazı’nın vazgeçilmezi ve kıtalar arası yolculuğun en keyifli yolu.Paylaş

İstanbul’da, daha da önemlisi İstanbul Boğazı’ndaysanız tarih boyunca hem Doğu hem de Batı’nın gözdesi olmuş bir yerde olduğunuzu bilmelisiniz. M.Ö. 7. yy.’da Yunanların şehir devleti olan İstanbul, sonraki dönemde Roma, Bizans ve Osmanlı’nın başkenti olmuş bir şehir. Tüm bu medeniyetlerin izlerinin en görünür olduğu yerse İstanbul Boğazı. Örneğin, Anadolu Yakası’nda yürüyüşe çıkıp Anadolu Hisarı’na kadar gittiyseniz bu hisarın Bizans’a Karadeniz’den gelen yardımları engellemek için 1. Beyazıt tarafından yaklaşık 600 yıl önce yaptırıldığını bilmeniz yolculuğunuza büyük tat katacaktır. Ya da mimariden hoşlanan biri olarak Ortaköy’deyseniz 1853’te Nikogos Baylan tarafından yapılan Ortaköy Camii’nin Türkiye’deki en önemli barok mimari eserlerinden biri olduğunu bilmeniz keyfinizi artırmaya yeter. İstanbul deyince akla gelen ilk eserlerden Topkapı Sarayı’nın 1478’den beri boğazı izliyor olduğunu bilmek size tarihin merkezinde olduğunuzu hissettirir.

Tabii ki İstanbul Boğazı’nın tarihi zenginliği bu örneklerle sınırlı değil. Beylerbeyi Sarayı, Rumeli Hisarı, Dolmabahçe Sarayı, Ayasofya, Küçüksu Kasrı, Çırağan Sarayı, Beylerbeyi Camii… İstanbul Boğazı, tarihi yaşayan bir yer değil, tarihin ta kendisidir. Zamanın akmaktan vazgeçtiği bir şehir düşünün. Her köşesinde tarihî bir yapının gündelik hayata karıştığı, hiç bitmeyen bir şehirdesiniz. Sarayları, konakları, kasırları ve yalıları ile İstanbul Boğazı bu zamansız şehrin kalbi.

Osmanlı döneminde kıyılara yayılan yalılar, Boğaziçi mimarisinin en seçkin örnekleridir. Mimarisiyle hayran bırakan bu yalılar, cennetin dünyadaki iz düşümü adeta. Sırtınızı ormana verip ayaklarınız denizde vakit geçirirken yaşadığınız huzuru hayal edin. İşte İstanbul Boğazı’nın yalıları bu huzurun simgesi. İstanbul Boğazı’nın iki yakasında, geçmişten günümüze ulaşabilmiş yaklaşık 360 yalı bulunuyor.


Doğu ve Batı’nın Kesişimi

Kız Kulesi manzarasıyla çay ve simit keyfi

Hint şair Tagore “Avrupa makinedir, Asya ruhtur” diyor.

Gelenekler, düşünüş biçimi, yaşam anlayışı, mutfaklar, şenlikler, ağıtlar, hikâyeler, oyunlar… Kısacası kültürel alandaki her bir pratik Doğu ile Batı’da ayrılıyor, farklılaşıyor. Doğu’daki pratikler daha düşselken Batı’da akılcılığın öne çıktığını görüyoruz. Tabii ki bu pratiklerin kesiştiği alanlar da var. İstanbul, bu kesişimi en net görebileceğiniz yerlerden biri. Çünkü İstanbul yüzyıllar boyu misafir ettiği tüm medeniyetlerin kültürel alışkanlıklarını almış ve harmanlamış. Bu kültürel çeşitliliği en iyi görebileceğiniz yerlerden biri şüphesiz İstanbul Boğazı.

Kısa bir boğaz yürüyüşüne çıktığınızı varsayalım. Önce saksafonla muhteşem bir caz performansına denk geldiniz. Hemen az ileride bağlamasıyla türkü söyleyerek kendine hayran bırakan bir sokak müzisyeni var. Yerde santuruyla harika bir parça çalan başka bir müzisyeni dinliyorsunuz şimdi de. Belki az ileride üflemeli enstrümanlardan oluşan dört kişilik bir grup, en sevdiğiniz şarkıyı çalıyor.

Boğazda muhteşem manzarası olan ünlü bir restoranda İtalyan mutfağından nefis bir yemek yediniz diyelim. Biraz ilerisinde muhteşem bir sokak lezzetine -küçücük arabasıyla aynı yerde yirmi yıldır kokoreç satan beyaz önlüklü biri mesela- denk gelebilirsiniz. Hatta belki de canınız midye dolma çekecek. “Hayat o kadar berbat olamaz, diye düşünürüm bazen. Ne de olsa, sonunda insan Boğaz’da bir yürüyüşe çıkabilir” – Orhan Pamuk Paylaş

Doğu tarzı yemeklerin Batı tarzında, Batı tarzında yemeklerin Doğu tarzında yapılabildiği bir şehirdesiniz. Farklı mimari anlayışlarının, müzik türlerinin, yemeklerin, oyunların, anlayışların birbirine karıştığı ve zenginleştiği bir şehir İstanbul. Binlerce yıllık kültürel etkileşim kendini her alanda hissettiriyor. Sokak sanatından sinemaya, sanattan mimariye her alanda bu kültürel kesişimin kodları var. İstanbul’u ve İstanbul Boğazı’nı özel yapan da başka yerde bulunması mümkün olmayan bu kesişim işte.

İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasından yola çıkarak Üsküdar’dan Anadolu Kavağı’na kadar tarihî yalıların, camilerin, sarayların, surların izinden, gelenek ve modernin kesişiminde harika bir gezinti yapabilirsiniz. Yolda dinlenmek mi istediniz? Kuzguncuk’un tarihi cumbalı evlerini izleyerek biraz soluklanabilir ya da Çengelköy’de deniz kenarında dalgaları izleyip bir çay içerek hayallere dalabilirsiniz. Bir yanınızda deniz bir yanınızda orman sahil yolundan Anadolu Kavağı’na kadar harika bir gezinti yapabilirsiniz.Doğu tarzı yemeklerin Batı tarzında, Batı tarzında yemeklerin Doğu tarzında yapılabildiği bir şehirdesiniz. Farklı mimari anlayışlarının, müzik türlerinin, yemeklerin, oyunların, anlayışların birbirine karıştığı ve zenginleştiği bir şehir İstanbul. Paylaş

Avrupa Yakası’ndaysa Karaköy’den yola çıkıp Beşiktaş, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Sarıyer rotasıyla İstanbul’un en güzel yerlerini görebilirsiniz. Yolda güzel yemekler yiyip harika fotoğraflar çekmek de cabası. Belki sonrasında ağaçların arasına uzanıp kuş cıvıltılarıyla boğazın eşsiz manzarasını izlemek isterseniz Emirgan Korusu doğru tercih olabilir. Kalabalıktan bunalırsanız zamanın daha yavaş aktığı Yeniköy’e, İstinye’ye doğru yol alabilirsiniz.

Kondisyonunuza güveniyorsanız bisikletle boğaz turu da harika bir alternatif. Yorulduğunuzda bir vapura atlayıp istediğiniz yere gidebilir, rotanızı kendiniz oluşturabilirsiniz. Bir vapur yolculuğuyla ister aynı kıtanın başka bir yerine, isterseniz de karşı kıtaya gidebilirsiniz. İstanbul Boğazı’nı özel kılan da bu hareketlilik ve dinamizm.

Bir de İstanbul Boğazı’nın renkleri var tabii. Gündüz mavinin en güzel tonlarını, gece ise kıyılarda yer alan mekânların ve boğaz köprüsü aydınlatmalarının eşsiz renk cümbüşünü görebilirsiniz. Bazı geceler boğazda oluşan yakamozların büyüleyiciliği de cabası.


Boğazın Vapurları

Tarihî Yarımada’ya doğru giden bir vapur

Vapurlar İstanbul Boğazı’nın vazgeçilmezi ve kıtalar arası yolculuğun en keyifli yolu. Tabii İstanbul Boğazı’ndaysanız amacınız hiçbir zaman sadece yolculuk olmamalı. Martıları simitle beslemek, boğazın güzelliklerine izleyerek çay içmek, Tarihî Yarımada’nın siluetine baka baka hayallere dalmak en güzel seçenekler. Ek olarak turistlerin çoğunlukla tercih ettiği, iki saatlik boğaz turları var. Az zamanı olan turistler için birebir. Eğer şanslıysanız boğaz kıyısında balık tutan insanların sükunetini hissedebilir ya da denizdeki ani dalgalanmalara bakarak boğazdan bir denizaltının geçişine şahit olabilirsiniz. Hatta belki de vapur yolculuğu sırasında yunuslara denk gelirsiniz. Kim bilir?

İstanbul Boğazı aynı zamanda biyolojik bir geçit. 4 farklı türde akıntının bulunduğu boğazda, Marmara Denizi ve Karadeniz’in iki farklı ekosistemi buluşuyor. Okyanusların belli bölgeleri haricinde pek rastlanan bir durum değil bu. Bu özgünlükten dolayı İstanbul Boğazı’nda 130’dan fazla türde canlı bulunuyor. Daha önce hiçbir yerde görmediğiniz bir balığa denk gelirseniz, bunu hatırlayın.

İstanbul Boğazı; yaşamın, eğlencenin, lezzetin, tarihin, geleneğin, yenilenmenin, dinamizmin sembolü. Ama her şeyden öte bir huzur durağı.

Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk’tan, İstanbul Boğazı’yla ilgili bir alıntıyla bitirelim.

“Hayat o kadar berbat olamaz, diye düşünürüm bazen. Ne de olsa, sonunda insan Boğaz’da bir yürüyüşe çıkabilir” – Orhan Pamuk

Kaynak: Turkish Airlines Blog

"Hayat Paylaştıkça Güzel"

Bir Cevap Yazın